Film Gecesi #2

"Au Revoir Taipei"yi izlemeye başlamadan önce açıkçası "When A Wolf Falls In Love With A Sheep" (ada bakın!) gibi bağımsız ve oldukça hafif bir aşk hikayesi bekliyordum. Beklediğimin bir nebze üstünü bulduğumu iddia edebilirim bence. Oyuncular, senaryo, yönetmen ortalamanın altında seyretse de, kamera açıları, renk ve nesne kullanımı ile müzikler beni benden aldı.

Sevgilisi Fransa'ya giden karakterimiz, onun uğruna Fransızca öğrenmek için bir kitabevinin dil bölümüne kurar yerleşkesini. Fransa'ya gitmek uğruna bulaştığı belalar ve bu belaya da yan karakter olarak oturttuğu kitabevi çalışanı kız ile hikayeyi oluşturuyorlar aslında. Dans sahneleriyle, konuyu komedi unsuruyla anlatmasıyla beklentimin üstünde rötuşlar yapan yönetmenin ilk deneyimi bu. 2010 yapımı ve evet, gözümü kırpmadan önerebilir sanırım.

Taipei Exchanges de bir diğer film. Secret'tan sonra ilgimi bir hayli çeken Gwei Lun Mei'nin filmi ve hastasıyız dedee demek istiyorum sayın seyirciler. İleride olur da yönetmen olursam, başrol vereceğim, o derece hayranıyım. :"3

Doris her zaman bir kafe açmanın hayalini kurmuştur. En sonunda hayalini gerçekleştirmek amacıyla, yüksek ve ayna camlı binalardaki işini bırakır, şehirde mütevazi bir kafe açar. Kızkardeşi de işe dahil olur. Biri çok okuyan, öteki çok gezen... Zıtlar her anlamda, Josie'nin koç-yay-aslandan biri oluşundan şüpheleniyorum bu arada ffjkghjkfd

Doris'in arkadaşları pislik olsun deyu, yeni açılan kafeye gelişigüzel ve işe yaramaz hediyeler getirirler. Kantarlar, heykeller ve daha niceleri... Doris bir süre nezaketen bu "çöp"leri kafesinde tutsa da, bir gün Josei'nin öylesine bir kararı kafenin amacını değiştirir: Takas! Satın almak yerine takas... Tabii sadece bütün o "çöp"leri! Böylece kafeye talep artarken, Doris ve Josie'nin hikayelerine, Doris'in kendiyle takışmalarına ve istekleri-hayalini kurduklarına konuk oluyoruz. Filmin sonu aslında filmin başı oluyor bence. Yepyeni bir istek, arzu ve beraberinde getirecekleri...

Ve bir diğer Kore filmi Castaway On The Moon. 2009 yapımı, yönetmenliği Lee Hae Joon ağbimize ait. Yerleşik hayat ve medeniyete dair çok güzel sokuşturmalarda bulunan film, bunu geyiğe vurup anlatıyor. İyi de ediyor çünkü film harbi komikti dfjhgfjddfs En absürd yanı ise, Han Nehri'nin ortasındaki bir adacıkta mahsur kalmış Robinson'umuzun oradan kurtulamayışı fhgjsfd Schrödinger'in kedisi'ne bağlıyor senaryo cgdjgsfjs

Kim, yüksek binaların kölelerinden biridir. Medeniyetin onu öğüttüğü bir zamanda, son çare olarak intiharı düşler. Fakat gelin görün ki, intiharı bile beceremez fdhgdjs Ve, Han Nehri'nin ortasında, şehirden bilmem kaç km uzak ama yine de içinde bir noktada medeniyetten kopar. Bankalardan, devletten uzak kendi diyarını kurar. Başta tam bir sörvayvır mücadelesi izlerken, zamanla bugün tek dişi kalmış diye ne de güzel tarif edilen sözümona medeniyetin, yani insanoğlunun geliştirdiği en büyük tuzağın dışına çıkan karakterimiz, her şeyi en baştan deneyimler. Ki bizde aslında insanın başparmağını büküşüyle başlayan sürecin kısa bir özetini izleriz... Zamanla olaya dahil olan romantizmle de, 8,2 puanını yerden göğe kadar hak eden nur topu gibi bir filmi izlemiş oluruz. "Perhaps evolution is the process of becoming tastier." filmin repliğidir bence dfhbdsjfgjd  
"Kim before after plastic surgery" dfgdshgfds



Rough Play... Harbi rough playdi bende A+'lar içün fdjhgfhjgdjhgdd Filmi KKD yönetiyor diye izlemiştim, hatta "NOOOĞ, BU TARZ KKD'A AİT DEĞİL, BU NE LOO" demiştim, az önce öğrendim yönetmen farklıymış dfkjhfk Ama konunun güzelliğini, bütün o replikleri ve kendini kaybediş hikayesini yaşlı kurda (ne diyom ben dgfdgfg) borçluyuz. Oppaa, sarangheyoo! 

Filmin güzel yanıysa... HYUNG JUN OYNUYOOR!!~~~~ Yemişim Joon'u ki filmde bir güzel yediklerini söyleyebilirim bence fjgfdk Bu arada görsellik de yakıyordu hani. Yönetmene uyuz olsam da, tiyatro sahnesi kusursuz gibi bir şeydi benim için. 

Gelelim ohlalala sahnelerine. Joon'un  bu sahneleri çekerken çok eğlendiğini bilmeyen yoktur sanırım fdjgfsdjdfgjhfs Dürüst, cesur çucuk, oyunculuğu da cidden bir idole göre çok iyiydi. (Ama hala bir tiovpi değil sevgili netizenler, ayağınızı denk alın.)

Filmin konusuysa, kısaca şov biznız, entertainment world vesaire... Hiçbir şeyken şah olan sonra da ufak bir skandalla matın alasını yaşayan karakterin ruh hali anlatılıyor. Olay değil de durum ön planda sanki. 




Uyku düzenimin ağzına mandalar yuva yaptı... Ölüyorum sanırım dsfhgfdj

not: Bu ay 30'a yakın film izledim ama içlerinden şu Japonya'yla vırtla zırtla ilgili diye bakmak isterseniz Mystery Train'i önerebilirim. Hem Jarmusch eseri, hem Elvis var hem de angara bebesi (dfkjhkfd) Joe (bkz: The Clash) var.

Bu arada izlediklerimden iki filme filozof özel ödülü veriyorum: Science of Sleep, L'auberge espagnole ve Amores Perros.

Haydin sayonara!





Yorumlar

  1. Au Revoir Taipei, When A Wolf Falls In Love With A Sheep ve Rough Play'i daha önceden izlemiştim ben. Ama bunu seven bunu da sever mantığından -ve senin zevkine güvendiğimden- bu akşam Taipei Exchanges'i de izledim. Ve her şeyden önce baş roldeki kadının duruluğuna hayran oldum. O nasıl hoş bir gülümsemedir, nasıl temiz bir çekiciliktir? Bir de filmde içsel çatışma sahnelerinin geçmişe dönüşlerin falan bir tür psikolojik belgesel ortamına indirgenmesini sevdim nedense. Mesela kız kardeş hikaye anlatırken hosteslerin silinmesi ve ortamın neredeyse psikoloji seansına dönüşmesi ya da Dorris'in kendi kendisiyle bir koltukta çizimlerimi almamalıydı diye içsel çatışma yaşaması... Normalde bu şekilde çekilen sahneler filmin akışına bir çatlak açar ama burada yakışmış, daha da ilgi çekici kılmış. Çok hoşuma gitti.

    Bir de normalde Kar Wai Wong hayranı olup dublajlı filmden nefret etmesine rağmen yana yakına Kar Wai'ye bile dublaj arayan biriyimdir ben sırf Çince kulaklarımı deşmesin diye. Ama bu filmde rahatsız olmadım. Yavaş yavaş alışıyorum sanırım. Ki bu kendi adıma sevindirici çünkü Hong Kong ve Tay sinemasından çok içten ve farklı filmler çıkıyor. Sırf dil bariyeri yüzünden onları izleyememek içimde bir yaraydı :D

    Yarın da Castaway on The Moon'a bakayım. Rough Play'in çıkışından beri tek bir Kore filmi bile izlemedim, bir tür geri dönüş olacak.

    Öneriler için teşekkürler :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay tişikkir idirim guru *.*

      Değil mi? DEĞİL Mİ? Ki, şu an 3 filmini izlemiş bulunuyorum, üçünde de farklı karakterler çiziyor. Taipei Exchanges'te durağan bir karakterdi, Secret'ta duygusal iniş çıkışları dengesiz olan genç bir kızdı. Taipei Exchanges'te göz kırpışı bile değişmişti. Beni de en çok bu etkiledi sanırım. İnsan bu filme bakınca, böyle ince bir iş düşünmüyor nedense... Halbuki değil, hem o hosteslerin yitip gittiği sahne, hem de Doris'in koltukta renklerle verilmeye çalışılan iki benliği, düşünceleri... Bence yönetmenin başarısı bu. Bir de konunun çok "ağır top" olmamasından kaynaklanıyor da olabilir. :") Ama beğenmene çok sevindim guru!! :D

      Hadi canım! :O Ben de başta kelimenin tam anlamıyla tiskiniyordum Çince'den fekat zaman geçince (WKW effect diyelim biz şuna jdgs) bana dünyanın en melodik dillerinden biri gibi gelmeye başladı. Hele de konuşan Faye Wong, Maggie Cheung ya da Leslie Cheung gibi isimler olunca, gaza gelmiş bir seyirci gibi "bir daha, bir daha" diye bağırasım geliyor. :"D
      Taycayı da çok severim oysa ki dhjgfjds Ama bu filmi sıkıntı duymadan izleyebildiğin için de çook mutlu oldum :")

      Castaway on The Moon dfhghjdsghjdsgfhjgdj film bir harika!! dfhgjhgdj

      Ne demeek *.*

      Sil
    2. Onu da izledim hatta birine önerdim bile. Her ne kadar finali tipik Kore "oldu-bitti" finallerinden olsa da filmin konusu alır götürür bir kere. Ben neden düşünemiyorum bunları dediğin şeyler vardır ya... Benim için onlardan biri oldu. Jajangmyun'un umuda dönüştürülmesi ise ayrı bir güzellikti, çünkü o Kore'de her yerde bulabileceğin, ucuz, sıradan hatta büyük ihtimalle çoğu insanın değer vermediği bir şey (Burada Zico'nun mixtapeindeki parça hatırlanır ve bir kıkırdanır). Herkes için bu kadar önemsiz olan bir şeyin neredeyse Kim'in hayatının amacı/görevi/arzusu haline gelmesinin verdiği "elimizin altındakilerin değerini bilmiyoruz" mesajı bang!! diye çarpıyor adamın yüzüne. Kadın karakterin de günümüz insanını yansıtması ise ayrı bir hoşluktu tabi. Yani kısacası benim de beğendiğim bir film oldu :D

      Gwei Lun Mei'nin diğer filmlerini de izleyeceğim. Şimdi gidip dün gece başladığım hikayemi bitirmek için kendimi kasmam lazım asghfashgahsfh Görüşürüz!

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar