Humour, Şiddet ve İzlenceler

MERHABAYIN!! ☻



Vizeler bitti, finaller neyim kaldı derken, şansıma, 2 gün art arda 2 efsane film devirmiş olarak karşınızdayım. Fekat öncelikle Ankara tiyatro semalarından haber vereceğim. Geçtiğimiz günlerde şehr-i memuriyeye güzeller güzeli bir tiyatro festivali uğradı, ne yazık ki geç haberim olduğundan, Genco'yu yine kaçırşam da, senelerdir Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü ile birlikte sahnede en çok görmeyi dilediğim Yastık Adam oyununu izlemiş bulundum. Başkent Üniversitesi'nin tiyatro topluluğunca -sanırım- sergilenmesi sebebiyle, oyunculuklar, reji, sahne dekorasyonu genele vurduğunda "göz alıcı" değildi, Katurian ve abisi hariç, vay anam dediğim bir performans da olmadı ancak, yine de gayet beğendiğim bir oyun oldu. Hatta Woyzeck Masalı'ndan beridir bu kadar Fruedyen dalgalanım da yaşamadıydım. :") Ki, yine şansımadır, grubun son performansıymış, bir daha oynamayacaklarmış ki bu da demektir ki en az bir-iki sene daha bekleyeceğiz yeni bir topluluğun cesareti içün. Bir diğer oyun ise, caanım Ankara Sanat Tiyatrosu'nun yeni oyunu -yine bir Dario Fo eseri- "Ödenmeyecek Ödemiyoruz!". AST'ı artık hep belli kara mizahi oyunlarla görmeye alışmış bünyem için, gayet mutluluk verici bir seçim ve de AST'ın şanına da tam yaraşır. Harika bir oyun. İmkanınız varsa mutlaka gidin.



2 Film Artı Bir


Before I Disappear. İntihar ve yaşam, daha doğrusu, ölüm arzusu ve yaşam zorunluluğu arasında ezilen bireylerin humour'unu işleyen ve eninde sonunda, yaşamın "gerçek" ve "ne olursa olsun değer" taraflarına vurgu yapıp bireylerin yaşama akıl almaz ince sebepler tutunmasını aktaran filmlere büyük bir aşkla bağlıyım. İlki pek tabii "all time favorite, unbreakable wall" gibi sıfatlara layık gördüğüm Bilekkesenler ve ikincisi -sonuncusu, yaradanın dileklerime bir cevabı olarak izlediğim Before I Disappear. (Filmin kökeni kısa film Curfew'ı izleyin. OSTlarından yine filmi çeken-yazan-başrol oynayan abimizin seslendirdiği-bestelediği Sophia So Far'ı dinleyin.) Harika bir film. Etgar Keret öykülerine benzettiğim bir absürd-naif hali var. 

Reality Bites. Yazın izlediğim rom-comlardan sonra bende bir 90'lar Amerikan Gençlik Sineması fetişi oluştu ki, arada gerçekten harika filmler çıkıyor, bu film de onlardan biri. Lelaina'nın filmin daha girişinde yaptığı anti-kapitalist konuşma, gençlikten erişkinliğe ilk geçişin savsaklamaları, hayatta asıl kimliğini oturtma çabalarını "kült" oluşunu hak edecek düzeyde enerji dolu ve bıkkın anlatıyor. Ethan Hawke abimiz ise, "Entellektüel Bıkkınlık Bir Çocukluk Hastalığı" nüktesinin toplum genelinde vuku bulmuş halinin bir bedene yansıması. Kıssadan hisse, soundtracklerinin harikalığı, 90'ların grunge çocuklarının "uslanma" evresini anlatmada ki başarısı, Ben Stiller abimizin yippi gözüyle tam bir "ne izlesem de kafam dağılsa, üstelik izleyeceğim bir de kusursuz olsa" filmi.

Singles. Artı bir. Dönemin bütühn grunge abilerini bir şekilde kadraja sokmuş, saplık ve romansı devam ettirebilme gücü, ve sevgiye varışı işlemiş, oldukça hooş bir film. "movies like reality bites" aramamın sonucu olduğundan, ister istemez R.B ile karşılaştırdığım için buraya bir dolu şaşalı cümleler yazmasam da, harbiden ve de cidden vakit kaybının çok ötesinde, insanı bir şekilde kapsayan bir 90'lar Amerikan sineması değerimiz.

Sevgilerimle, feylesofunuz.

Yorumlar

Popüler Yayınlar